10 Aralık 2009 Perşembe

İŞTE MEŞHUR NİŞASTALI KEKİN TARİFİ

Dostlar, yaklaşık 2 aydır Adana'da idim. Pazar günü sonunda Ereğli'ye kendi evime dönebildim. Bu süre içerisinde bloglaırnızı okusam da çok fazla yorum yazamadım. Cici yeğenim Beril'in yüzünden valla o kadar şirin ki bırakıp bilgisayarın başına geçemiyor insan.



Yarından itibaren başlıyorum iade-i ziyaretlere.Ve Adana'da biriktirdiklerimi yayınlamaya :) Canım İlkaycım nişastalı kek tarifine bu kadar talep olunca benden tarifin son halini yayınlamamı istedi. İşte o meşhur kekin tarifi.


Malzemeler:

  • Oda sıcaklığında 3 adet iri yumurta (biz dolaptan aldığımız yumurtaları fırında bir kaç dakika ısıttık) 
  • 1 su bardağı şeker
  • 1 limon kabuğu rendesi
  • 1 su bardağından 1 parmak eksik sıvı yağ
  • 1 kutu (200 gram) buğday nişastası
  • 2 kaşık limon suyu
  • 2 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 çay kaşığı karbonat
  • 1 çimdik tuz
  • Kakao (1 paket bitter kakao kullandık)

Yapılışı:
  • Yumurtalar köpük köpük oluncaya kadar çırpılır.
  • Şeker ve limon kabuğu eklenerek çırpmaya devam edilir.
  • Köpük köpük olan karışıma yağ eklenerek çırpmaya devam edilir.
  • En son nişasta, vanilya,kabartma tozu, tuz, karbonat, limon suyu eklenerek iyice çırpılır.
  • Kek kalıbı katı yağ ile (becel kullandık) iyice yağlanır ve un serpilir.
  • Kek karışımının yarısı kalıba dökülür.
  • Geri kalana kakao karıştırılarak kekin üzerine dökülür.
  • İstenirse kürdanla desenler yapılabilir. ama yapımasa da kek kabarırken kendi desenini oluşturuyor.
  • Önceden iyice ısıtılmış fırında 170 derecede 30-35 dakika pişirilir. 
Biz sonradan kekin üzerini dekor şekeri ile süsledik. Pudra şekeri ya da sade olarak da servis yapılabilir. Afiyet olsun.

08 Aralık 2009 Salı

İŞTE İLKAY'IN GERÇEK YÜZÜ :)

Pastacı Papatyalar İlkay'la ilk buluştuğumuz gün bize hediye olarak resimdeki muhteşem nişastalı keki yapmıştı. Kek o kadar nefis ve hafifti ki anlatamam. Ağızda dağılıyor insanın yedikçe yiyesi geliyordu. Tatlı ile hiç arası olmayan kızkardeşim Berna o gün yarım keki tek başına yiyince kekin muhteşemliği de tescillenmiş oldu.

Tarifi istediğim İlkay, kek tarifinin bloğunda yer aldığını oradan alabileceğimizi söyledi. Blogdaki tarife göre yaptığım kek kocaman kabarıp sonrada fısss diye sönünce Berna ile hevesimiz kursağımızda kaldı   :(  Lezzeti yerinde idi ama o fosur fosur kabarıklık olmayınca, çok da hoşumuza gitmedi. Aradaki farka bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız...

Sonraki hafta bu kez Berna denedi aynı keki. Ve sonuç yine hüsran. Bu kez sonuç daha da kötü oldu. Yahu bloğu okuyoruz, bire bir ne yazıyorsa öyle yapıyoruz. Ve her defasında elimizde sinmiş bir kekle mutfaktan bir karış suratla çıkıyoruz. Bu durum en çok annemle Berna'nın eşini eğlendiriyor. Ne beceriksizliğimiz kaldı ne mutfaktaki yeteneksizliğimiz. :(


Sonra benim cin fikirli kardeşim Berna dedi ki "Bu İlkay kek tarifini özellikle kimse beceremesin diye yanlış yazmış olmasın" Ben pek ihtimal vermesem de denemek için İlkay'ı eve davet ederek keki ona yaptırdık. Veeeeeeeeeeeee Berna haklı çıktı.Sonuçta muhteşem bir kek oldu ama arkadaş diyip bağrımıza bastığımız cadı şahısın yaptığı bir çok şeyi ve püf noktalarını tarife eklemediğini de keşfetmiş olduk.


İşin şakası bir yana, İlkaycım o gün bize malzemelerini getirip bir de bayram şekerlemesi yaptı. Hep beraber yine harika bir gün geçirdik. Şimdi İlkay'dan bu kek tarifini ve şekerlemeleri, yaptığı hali ile tam detayı ile yazmasını rica ediyorum bloğuna :)  Yoksa vallahi de cadı derim billahi de cadı derim ona :))))


02 Aralık 2009 Çarşamba

PASTACI PAPATYALAR İLKAY'IN GERÇEK YÜZÜ



Bir sonraki postta...

27 Kasım 2009 Cuma

BAYRAMINIZ BAYRAM GİBİ OLSUN...

Geçmişte ailemden uzakta, yalnız, üzüntülü, sıkıntılı, kimi zaman bir hastahane odasında, kimi zaman mutsuz o kadar çok bayram geçirdim ki; onca zamandan sonra ilk kez bu yıl bayramım bayram gibi oldu. Sevdiklerimle, dostlarımla, ailemle, mutlu, huzurlu, sağlıklı...


Sizlere de çocukluğumuzdaki bayramların tadında bir bayram diliyorum.Allah kurbanınızı kabul dualarınızı makbul eylesin. Sevgiyle... 

24 Kasım 2009 Salı

DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ - Ceyhun Atuf KANSU


Başta başöğretmenAtatürk, sonra ilk öğretmenim rahmetli canım babam, sevgili kızkardeşim Aslı ve eniştem Gökhan olmak üzere öğretmenliğini hakkı ile yerine getirmeye çalışan, üçotuz paraya zor koşullarda çalışan, yine de emek vermekten vazgeçmeyen tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyorum. Bu şiir sizlere hediye gelsin...



Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Bütün çiçeklerini getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin... Ve sonra öleceğim.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,
Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini,
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,
Aman Isparta güllerini de unutmayın,
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum,
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kopdağı’na göçen,
Yörükler yaylasında, Toroslarda eğleşen,
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin, bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencilerimi istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni, beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum,
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarûmar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

21 Kasım 2009 Cumartesi

ADANA USULÜ TAVUK DOLMASI


Tavuk dolması canım annemin en güzel yaptığı yemeklerden birisi. Biz üç kızkardeş de bu yemeği kendi evlerimizde yapabilmek adına tarifini yıllardır ister dururuz. Ama her defasında annemin komik anlatımı yüzünden tarifi alamaz gülmekten yerlere yığılırız :)

"Tavuğu böööyle sırtüstü yatırıcan, (sanırsın tavuk bizim eve yatılı misafir gelmiş), poposundan pilavı doldurucan ( e annem başka neresi var dolduracak) , boynunu, boğazını, poposunu iğne iplikle dikicen(dikiş makinası denedim olmadı, tabi ki iğne iplikle dikeceksin) , tencereye bööööyle uzatıp üzerine sosunu dökücen" :))))

İşte en son ben bu iş böyle olmayacak diyerek yemeğin yapılışını adım adım fotoğrafladım. Böylece tavuğun tencereye nasıl sırtüstü yatırıldığını da resimlemiş oldum :) 


Tarifi sonra...

20 Kasım 2009 Cuma

HANGİSİ DAHA GÜZEL?

Annem koltuk takımına uygun şık bir salon takımı istiyordu. Adana'dakilerin hemen hepsi birbirinin aynısı. Ama Antakya'da Uzunçarşı'nın girişinde bir dükkan var ne zaman gitsek orjinal ve çok şık ürünleri çok uygun fiyatla alabiliyoruz. Antakya'ya gittiğimde kardeşim Aslı ile birlikte o dükkana uğradık ve annemin beğeneceğini düşündüğümüz takımların resimlerini çektik. Annem de aralarından birini seçti.
 


Bu yukarıdaki boncuklu olan takımın fiyatı  150 TL. 15 parçadan oluşan bir takım. Resimdeki, bu takıma ait masa örtüsü.
                               
Bu yukarıdaki imitasyon inci işlemeli bir salon takımı. 16 parça. 85 TL. Şekildeki parça takımın büfenin içine serilen peçetesi. 

Bu da aynı incili takımın masa örtüsü.


Ve son olarak incili takımın koyu füme kumaş üzerine işlenmiş hali. Dükkandaki masanın üzerine sermiş kulanıyorlardı.

Ne dersiniz, siz en çok hangisini beğendiniz?

18 Kasım 2009 Çarşamba

ETİ HOŞ BEŞ

Biliyorum evde kendi üretimimiz olan doğal kekler kurabiyeler varken böyle şeyler yenmez :) Hele de kilolar almış başını gitmişken, bir de yapılan kan testi sonucu tip 2 diyabet teşhisi konulmuşsa  :((((  hiiiiiiç yenmez. Ama dayanamıyorum ben bu gofrete.

İş yerindekileri de alıştırdım şimdi her toplantıda bir tabak hoş beş eşliğinde geçiyor. Geçen gün genel müdürümüz "Esin Hanım çok yediniz sizde şeker var, hastalanırsanız ne yaparız sonra" diyerek önümden aldı tabağı ve hoşbeşleri kendisi lüpletti :) Gerçek sebep benim sağlığımı korumak mı yoksa hoşbeş yemek mi bilemiyorum. Özellikle fındık kremalısı ve çileklisi favorim. Reklamda da söyledikleri gibi. "Bu gofretse daha önce yediklerimiz neydi? "

13 Kasım 2009 Cuma

KISIRIN YANINDA EN İYİ NE GİDER?




Bloğumu okuyanlar bilir ki ben malesef pek sebze seven birisi değilim. Hatta tam anlamı ile etoburum da denilebilir. Adana'lı olmamın da bunda çok payı var. Memleketimin et yemekleri o kadar lezzetli ki sebzelere sıra gelmiyor. Mesela kabağı sadece burada anlattığım ekşili kabak yemeğinde yiyorum. Lahanayı da sadece kısırın yanında.

Biz Adana'da kısırın yanında ya haşlanmış asma yaprağı ikram ederiz ya da bu lahana salatasını yaparız. Eniştemden nar ekşili muhteşem kısır tarifine buradan ulaşabilirsiniz. 

Lahana salatasını yapmak ise çok kolay. Lahanayı yaprak yaprak ayırıp haşlıyoruz. 1 limonun suyu, kuru nane, kırmızı biber ve doğranmış bir iki diş sarmısak ekleyip karıştırıyoruz. Sonra kısırla beraber afiyetle kaşıklıyoruz.

09 Kasım 2009 Pazartesi

BEYZA PİLİÇ'TEN KELEBEK

Adana'da keşfettiğim lezzetlerden biri ile daha karşınızdayım. Beyza Piliç bugünlerde hemen her semtte yer alan bir tavuk ürünleri zinciri. Klasik tavuk ürünlerinin yanında bir de "kelebek" adı verilen tavuğun sırt kısmından çıkarılan bir parça var. Keşfettiğimizden bu yana biz mangalda "kelebek"ten başka bir şey yemez olduk. Başka illerde de satılıyor mu bilmiyorum ama kasabınıza bir sorun isterseniz.    


Yine geçen haftalarda mangal yapmak için aldığımız kelebekleri yağmur yüzünden mangal hayalimiz iptal olunca fırın tepsisine baharatlayıp koyduk. Yanında bol salata ile nefis bir lezzet oldu. Kesinlikle öneririm.

06 Kasım 2009 Cuma

EN SEVDİĞİM KOKULAR

Sevgili Tuba beni mimlemiş. En sevdiğim 5 kokuyu seçemedim ben de sevdiğim tüm kokuları yazdım :) Mimde bile huysuzum ne yapayım...

  • Çocukken nereye gidersem gideyim annemin tülbentini de yanımda götürür, gece onu koklayarak uyurdum. Annemin ten kokusunu çok severim, şimdi kendi dolabımı açtığımda aynı kokuyu alıyorum :) 
  • Babamın tütün, ten, tüfek yağı ve barut (avcılığı severdi kendisi) karışık kokusu. Üniversitede okurken İstanbul'dan her geldiğimde otobüsten koşarak iner kendimi babacığımın kollarına atardım. O kokuyu her mezarına gittiğimde hissederim burnumun direği sızlar.
  • Yeğenim Beril'in gıdısının ve saçlarının kokusu. O nasıl bir cennet kokusudur yakınında yeni doğmuş bebek olanlar bilir.  

  • Yasemin kokusu. Parfümümün Jasmin Noir olmasından da belli sanırım :) 

  • Nergis kokusu.

  • Nisan Mayıs ayı gibi Adana'dan Antakya'ya yol boyu yayılan portakal çiçeği kokusu. Arabayı kenara çekip doya doya çekerim içime her seferinde.

  • Denizin iyotlu, yosunlu, tuzlu kokusu. Ayda en az bir kez almazsam olmaz. Bağımlıyım bu kokuya.   
  • Fırından yeni çıkmış poğaça kokusu. Misss gibi sıcak sıcak yumuşacık yanında çayla off şu anda bile canım çekti. 
  • Yağmurdan hemen sonra toprağın mis kokusu.
  • Yeni biçilmiş çimlerin kokusu. Yolda arabasını yavaşlatıp belediye işçilerinin biçtiği çimlerin kokusunu içine çeken hatun benim kimse şaşırmasın :)
  • Evimin temizlik kokusu. Pembe konsantre Yumoş'un ve pembe Fabuloso'nun kokusu.
  • Veee son olarak makina yağı kokusu...  Bunu sölemem :) 
Ben de sevgili arkadaşm Pastacı Papatyalar İlkay'ı , Anne Kız Mutfaktayız Birsel'i , Sevgili Deniz Sefasını, Balböcükleri Serpil'i, sevgili Narince Necla'yı ve Canım's Yeliz'i mimliyorum. Hadi bakalım kızlar diyiverin gari siz hangi kokuları seviyorsunuz?  :)    

01 Kasım 2009 Pazar

YEME DE YANINDA YAT...

Hani Cafe Fernando Cenk'in bir lafı vardır. "Öyle bir kurabiye yaptım ki yanağını dayar uyursun" diye. İşte bu reçel de benim için öyledir. Ben yapmadım hiç ama nerede güzel yapılmışını bulsam dayanamam alırım. Dün de Antakya çarşısında görünce yine dayanamadım. Hiç unutmam çocukken çok hastayım, ateşim var, annemin kucağında doktora gidiyoruz. O halde bile pastahane vitrininde görünce "kabak reçeliiiii" diye sayıklamış sonra da kendimden geçmişim. Akşam rahmetli babam eve 1 kg kabak reçeli ile gelince ne hastalık kaldı ne birşey... 


Annem köyde yapardı bu reçeli. Geceden kirece ısladığı kabakları sabah kaynatır, biz de kardeşlerimle reçelin soğumasını bile bekleyemez ağzımızı yaka yaka yerdik. İşte ben de ne zaman kabak reçeli yesem o günleri ,çocukluğumun en mutlu zamanlarını hatırlarım . Dışı kıtır içi yumuşacık bu lezzeti özellikle üzerinde tahin ve cevizle denemenizi öneririm.

31 Ekim 2009 Cumartesi

ANTAKYA' NIN MEŞHUR KATIKLISI

Antakya'da yemekler genelde mahalle fırınlarında pişiyor. Tepsisine yemeğini içini hazırlayan getiriyor fırına bırakıyor. Patlıcan közleten mi ararsınız, güveç pişirten mi, tepsi kebabı yaptıran mı, lahmacun içi hazırlayıp getiren mi? Akşam eve dönen erkeklerin ellerinde birer tepsi :) Oh ne ala memleket :)

Bir de kabul günlerinin, misafir davetlerinin değişmez yiyeceği katıklı var. Lahmacun gibi ama farklı içlerle hazırlanıyor. Bugün kardeşim Aslıyla ıspanaklı iç hazırlayıp fırına götürdük. Fırında da şekildeki gibi üçgen şeklinde hazırlayıp pişirip eve getirdiler. Katıklı çayın yanında çok güzel oluyor. Dışarıda 3-4 gün dayanıyor. 50 adet katıklı için fırına pişirme ücreti 10 TL ödedik. Tabak Aslı'nın çeyizlik yemek takımından.


İç Malzemesi: 1,5 kg ıspanak, 4 iri soğan, biber salçası, 1 su bardağı zeytinyağı, tuz, pul biber.
Yapılışı : Soğanla salçayı zeytinyağında kavuruyoruz. Yıkanmış ıspanağı doğrayıp az tuzla ovalıyoruz. Suyunu iyice sıkarak kavrulmuş soğana ilave ediyoruz. Üzerine pul biber ve az tuz ekleyip soğuduktan sonra bol çökelek ekliyoruz. Bulunduğunuz şehirde ekmek fırınında pişirtme şansınız yoksa kendiniz de evdeki fırında katıklıyı deneyebilirsiniz.

29 Ekim 2009 Perşembe

CUMHURİYETİMİZ 86 YAŞINDA



Cumhuriyet Marşı


Cumhuriyet, cumhuriyet, en güzel şey hürriyet

Nice zahmet, nice emek verdi sana bu millet !

Gazimin sen en büyük yadigarısın bana

Nice zahmet, nice emek verdi sana bu millet !

Dalgalansın her tarafta şanlı Türk'ün bayrağı

Korumaktır ve yüceltmek azmimiz bu toprağı !

Bu vatan hiç sensiz olmaz, ey güzel cumhuriyet

Milletim öyle demiştir ; ya ölüm, ya hürriyet !

OKYANUS SAKİNLERİ

  © Blogger template 'Sunshine' by Ourblogtemplates.com | Distributed by Deluxe Templates 2008

Back to TOP